Posted by halkevcikadinlar
gündem,
haber,
halkevci kadınlar,
kadin,
manşet
05:02
Mamaklı kadınlar, Halkevci kadınların düzenlediği “Babayı, kocayı, çocuğu evde bıraktık, kadın kadına buluşuyoruz” şenliğinde buluştu. Yaklaşık 600 kadının katıldığı şenlik geçtiğimiz pazar günü saat 13.00'de başladı. Şenlikte ilk olarak bir slayt gösterisi yapıldı. Ardından sahne alan Zeynep Karababa'nın türküleriyle halaylar çekildi. Zeynep Karababa'nın ardından Şirintepe Kadın Korosu sahne aldı. Halkevleri'nin 81. Yıl Şenliği'nin tanıtımının yapıldığı kadın şenliğinde Şirintepe Kadın halk Oyunu Ekibi de bir gösteri yaptı. Dostlar Halk Odası'ndan kadınlar ise hazırladıkları skeçleri kadınlara oynadı.
Kadın Şenliği'nde Halkevci Kadınlar adına Sevinç Hocaoğulları bir konuşma yaptı. Hocaoğulları konuşmasında AKP'nin kadınları, eğitimden ,sağlığa, kürtaj hakkından hayatın her alanında ürettiği politikalara kadar mağdur ettiğine değindi. AKP'nin cinsiyetçi, gerici politikalarına karşı tüm kadınları sokağa çağıran Hocaoğulları, AKP'yi kadınların durduracağını söyledi. Sevinç Hocaoğulları'nın ardından sahne alan Caner Gülsüm'ün türküleriyle şenlik sona erdi.
Zülfü Kadın Yaşam Parkı'na yürüyüş
Şenliğin ardından yaklaşık 200 kadın Zülfü Kadın Yaşam Parkı'na doğru yürüyüşe geçti. Kadına şiddetin son bulmasına yönelik sloganlar, birlikte okunan şarkıların ardından parka ulaşılan yürüyüşün sonunda bir sokak tiyatrosu sergilendi. Oldukça duygulu anların yaşanmasına neden olan sokak tiyatrosunun ardından kadınlar 8 Mart'ta sokaklarda buluşmak için sözleşerek ayrıldılar.
Posted by halkevcikadinlar
gündem,
haber,
kadin,
manşet
06:04
Antakya’da 1 Eylül 2012 tarihinde Suriye’de emperyalist müdahaleye karşı yapılan yürüyüşün ardından Vali olağanüstü hal ilan etmiş ve kentte yapılan her türlü yürüyüş yasaklanmıştı. “Kadına karşı şiddetle mücadele günü” nedeniyle 24.11.2012 cumartesi günü “Savaşın ve şiddetin üstüne yürüyoruz” yazılı pankartlarıyla yürüyen kadınlara valinin yasağı engel olamadı.
Saat 15.00 da Eğitim –Sen önünde biraraya gelen Antakya Kadın Platformu bileşenleri Saray Caddesi'ne yürüyerek burada bir basın açıklaması yaptı. Eylem boyunca “Kadınlar savaş istemiyor”, “AKP’den hesabı kadınlar soracak”, “Susma haykır şiddete hayır”, “Kürtaj hakkı engellenemez” sloganı atan kadınların eylemi sokakta sergilenen tiyatro oyunu ve müzik dinletisi ile son buldu.
Posted by Halksanat
basında kampanya,
gündem,
haber,
kadınlara sosyal güvence,
kadin,
manşet,
seçtiklerimiz,
şiddet,
yoksulluk
07:21
Panik bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu ve fobiler başta olmak üzere anksiyete bozuklukları ve depresyon gibi toplumda sık görülen bazı ruhsal hastalıkların, kadınlarda erkeklerden daha sık görülmektedir
Türkiye Psikiyatri Derneğinden Yrd.Doç. Dr. Ayşe Devrim Başterzi, "Panik bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu ve fobiler başta olmak üzere anksiyete bozuklukları ve depresyon
gibi toplumda sık görülen bazı ruhsal hastalıkların, kadınlarda erkeklerden daha sık görülmektedir. Kadınların yüzde 8-12’inde gebelik döneminde, yüzde 6-13’ünde doğum sonrasında majör depresyon görülmektedir" dedi.
Türkiye Psikiyatri Derneği Merkez Yönetim Kurulu adına Yrd. Doç. Dr. Başterzi, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla yapılan açıklamada, ruhsal hastalıkların yaygınlığının, seyri ve yol açtığı sorunların cinsiyetler arasında belirgin farklılıklar gösterdiğini söyledi.
Ruhsal hastalıklar arasında "Panik bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu ve fobiler başta olmak üzere anksiyete bozuklukları ve depresyon gibi toplumda sık görülen bazı ruhsal hastalıkların, kadınlarda erkeklerden daha sık görüldüğüne" dikkati çeken Başterzi, "Kadınların yüzde 8-12’inde gebelik döneminde, yüzde 6-13’ünde doğum sonrasında majör depresyon görülmektedir" diye konuştu.
Başterzi, depresyonun 2020 yılında dünyada en çok yeti yitimine yol açacak hastalıklar listesinde 2. sırada yer almasının beklendiğini ifade ederek, "Bu artışın kadınlarda daha yüksek olacağı öngörülmektedir. Kadınlar erkeklerden üç kat daha fazla intihar girişiminde bulunmaktadır. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kadınlarda depresyon erkeklerden iki kat daha sıktır" diye konuştu.
Kadınların ruh sağlığının, genel olarak daha kötü olması yalnızca erkeklerle kadınlar arasındaki biyolojik farklılıklar, bunun yanında bireysel ya da yaşam tarzı ile ilişkili faktörler ile açıklanamayacağını dile getiren Başterzi, şunları kaydetti:
"Ekonomik, yasal ve çevresel faktörlerin, erkeklerle kadınlar arasındaki güç ilişkisinin kadın yaşamını belirgin biçimde etkilediği, bunun sonucu olarak ruhsal hastalıkların sıklığını arttırdığı görülmektedir. Sosyal faktörler farklı ülkelerde, hatta ülke içinde cinsiyet rollerinin gelişmesi ya da geri kalması yönünde etkiler gösterebilir. Kadının ruh sağlığını derinden etkileyen bu sosyal faktörlerin belirlenmesi, ve uygun girişimler ve politikalarla değiştirilmesinin bazı ruhsal hastalıkların görülme sıklığının azalttığı gösterilmiştir. Kadın ruh sağlığını etkileyen en temel iki sosyal faktör şiddete maruz kalma ve yoksulluktur.
Günümüzde en ilkel toplumlardan en gelişmiş toplumlara kadar bütün kadınlar geleneksel kavramların da etkisiyle fiziksel, cinsel, ekonomik, psikolojik şiddete maruz kalmaktadır.
Kadınların eğitilmemeleri, emekleri karşılığında ücret almamaları ya da erkeklerden daha düşük ücret almaları, daha düşük sosyal konumda yer almaları şiddete uğramalarını arttırmaktadır. Kadınlar, en sık eşleri, cinsel partnerleri tarafından fiziksel ve cinsel şiddete maruz bırakılmaktadırlar. Kadına yönelik şiddet sonucunda, kadınların bedensel, ruhsal, cinsel ve üreme sağlıkları bozulmakta, gebelik ve loğusalık döneminde sağlık problemleri ile karşılaşılmaktadır. Dünyada birçok kadın şiddete uğramasına rağmen, çok az kadın yasal kurumlara başvurmaktadır. Şiddete uğramak kadınlarda birçok ruhsal hastalığın oluşumunu tetiklemektedir."
Önlemler neler olmalı?
Başterzi, yoksulluk, eşitsizlik ve sosyal adaletsizliğin dünyada kadınları erkeklerden daha çok etkilediğini savunarak, "Yoksulluk ve eşitsizlik, depresyon, şizofreni ve iki uçlu bozukluk gibi bir çok ruhsal hastalığın kadınlarda daha sık görülmesine yol açmaktadır" dedi.
Ruhsal hastalıkların sıklığının azaltılması için etkin ruh sağlığı politikaları geliştirmenin hükümetlerin görevi olduğunu ifade eden Başterzi, ruhsal hastalıkların önlenebilmesi için dernek olarak şu önerilerde bulundu:
"Ülkemizde kadınlara yönelik yapılandırılmış eylem planları hızla
uygulamaya konulmalı. Türkiye’de kadın ruh sağlığını etkileyen sosyal faktörleri belirlemek için kapsamlı çalışmalar yapılmalı. Kadının ruh sağlığı üzerinde koruyucu ve iyileştirici etkisi olan faktörler belirlenmeli. Kadınların eğitim alma hakkını engelleyen kişiler hakkında hukuki yaptırımlar iyi işletilmeli, tüm kadınların eğitim kurumlarından devlet güvencesi altında erkekler kadar yararlanması sağlanmalı. Kadınların maruz kaldıkları sosyal ve kültürel ayrımcılık ve eşitsizle mücadele etmek amacıyla etkin kültürel müdahale programları hazırlanmalı. Cinsiyet ayrımcılığına karşı geliştirilen araçlar, başta yazılı ve görsel basın organlarında yer almalı. Kadın, erkek ve çocuk tüm vatandaşların sosyal güvenceleri olmalı, sağlık hizmetlerine engelsiz ulaşmalı ve ücretsiz, herhangi bir katkı payı ödemeksizin bu hizmetlerden yararlanabilmeli.
Kadınların ekonomik durumlarını iyileştirmek için etkin çalışmalar yapılmalı, ev içi karşılıksız emeğin karşılıksız ve güvencesiz bırakılmaması için uğraşılmalı. Kadına yönelik istihdam programları arttırılmalı. Tüm kadınların ekonomik alanlarda yaşadığı adaletsizliklerin giderilmesi için zorlayıcı yasal düzenlemeler getirilmeli.
Kadına yönelik travma, kötüye kullanım ve şiddete karşı ciddi ve kapsamlı bir eylem planı beklenmeden hayata geçirilmeli. Kadına yönelik şiddetle, özellikle aile üyelerinden gelen şiddetle mücadele uzun soluklu, sistemli ve ödünsüz olarak gündemde yer almalı.
Namus cinayetleri, uluslararası hukuk açısından yargısız infaz olarak kabul edilmektedir. Bu cinayetleri engellemek için farklı düzeylerde stratejiler geliştirilmeli.
Medya, kadına yönelik şiddet ve tecavüz haberlerini kamuoyuna aktarırken, haber dilini doğru kullanmalı, etik değerlere uymalı, tecavüzün içerdiği şiddeti arka plana itmemeli ve tecavüzü erotize edici tutumlardan uzak durmalı. Basının, suçu işleyen erkeğe değil, şiddete uğrayan kadının özelliklerine odaklanması,
şiddetin sorumlusunun mağdur olduğu biçiminde bir yanılsama yaratabileceğine dikkat edilmeli. Yazılı, görsel basın ve film ve müziklerin erkek egemen ve kadını aşağılayıcı ifadeler içermemesine dikkat edilmeli."(aa)